Ünlü markalara insan hakları ihlâli suçlaması

Julian Ryall
 
Uluslararası moda şirketleri, Uygur Müslümanlarının Çin’deki kamplarında zorla çalıştırılmasından kazanç mı sağlıyor? Bu soru zaman zaman kamuoyu gündemine geliyor. Nitekim bazı isan hakları örgütleri, ünlü moda markalarını Çin’in Sincan eyaletinde Uygurlara karşı işlenen suçlara karışmakla itham ediyor.

Yolsuzlukla mücadele örgütü Sherpa, Ethics on Labels kolektifi, Avrupa Uygur Enstitüsü ve daha önce böyle bir kampta hapsedilmiş bir Uygur kadın, Mayıs sonunda Paris’teki bir mahkemeye bu yönde bir şikâyette bulundu.

Davacılar bir dizi şirketin adını verdi: Japon giyim devi Uniqlo’nun Fransız iştiraki, ana şirketi Fast Retailing ve Zara markasının sahibi Inditex; ayrıca Fransız moda evi SMCP ve ABD’li ayakkabı üreticisi Skechers.

İnsan hakları örgütleri, çoğunluğu Uygur Müslümanlarından oluşan bir milyondan fazla insanın Çin’deki “yeniden eğitim kamplarında” tutulduğuna ve kendi istekleri dışında çalışmaya zorlandığına inanıyor.

Savcılar, adı geçen şirketlerin, ürünlerini zorla çalıştırmaya dayalı fabrikalardan temin eden tedarikçilerle iş birliği yaparak insanlığa karşı işlenen suçlara, soykırıma, ağır esarete ve insan kaçakçılığına ortak olduklarını iddia ediyor. Bununla birlikte, şirketlerin tedarikçileri üzerinde tam bir kontrol imkânına sahip olmadıklarını da kabul ediyorlar.

Her beş giysiden biri zorla çalıştırma ürünü mü?

Suç duyurusunda, “Bölgeden pamuk kullanan ya da Çin hükümetinin programlarından yararlanan taşeronlara güvenen çok uluslu şirketler, ürünlerinin Uygurlar tarafından zorla çalıştırılarak üretilmiş olabileceğini görmezden gelemezler. Moda endüstrisi, bu ürünleri pazarlayarak, Uygurlara karşı işlenen ciddi suçlardan kâr elde etmektedir,” deniyor.

Açıklamada, dünya pamuk üretiminin beşte birinin Uygur bölgesinde yapıldığı da kaydediliyor. Bu da her beş pamuklu giysiden birinin zorla çalıştırma temelinde üretilmiş olabileceği anlamına geliyor.

Çin hükümeti ise zorla çalıştırma iddialarını her zaman olduğu gibi reddediyor. Pekin yönetimine göre söz konusu kamplar, aşırıcılığın yayılmasını önlemeye yönelik meslekî eğitim merkezleri!

ABD, Sincan’dan gelen ürünleri yasakladı

Fast Retailing’in Tokyo’daki sözcüsü DW’ye yaptığı açıklamada, şikâyet başvurunu şirketin medyada çıkan haberlerden öğrendiğini savunuyor ve ekliyor: “Yetkililer tarafından bilgilendirilmedik. Ancak bize bildirilirse, tedarik zincirlerimizde zorla çalıştırma olmadığından emin olmak için soruşturmayla ilgili iş birliği yaparız.”

İnsan hakları aktivistleri, Nisan 2021’de söz konusu şirketlere karşı bir şikâyette bulunmuştu. Ancak Paris savcılığı, bu tür bir suçu kovuşturmaya yetkili olmadığı gerekçesiyle davayı düşürmüştü.

Çin yönetimi şirketler üzerinde baskı mı kuruyor?

İnsan hakları örgütü Human Rights Watch (HRW) da tanınmış markaların kıyafetlerinin zorla çalıştırılan işçiler tarafından üretilen parçalar içerebileceğinden endişe ediyor. Örgüt, Paris’te açılan davaya müdahil olmasa da Çin’de azınlıklara yönelik muameleyi yakından takip ediyor. Örgütün Çin’deki insan hakları çalışmalarını yürüten Sophie Richardson, “Bize göre Çin hükümetinin uyguladığı kısıtlamalar o kadar büyük ki, şirketler bu konuda gerekli özeni gösteremiyor. Şirket müfettişleri bu tesislere gidip işçilere adil davranılıp davranılmadığını belirleyemiyor,” diyor.

Richardson, etkilenen şirketlerin genellikle kendilerini eleştirenleri “girişimcilik karşıtı” olarak damgaladığını söylüyor ve ekliyor: “Tüm şirketlerin, insan hakları konusunda gösterdikleri özeni kanıtlamalarını bekliyoruz. İnsan hakları ihlallerine neden olmadıklarını ya da katkıda bulunmadıklarını ispatlamak zorundalar. Ancak sorun şu ki, Çin hükümeti tarafındansıkı bir şekilde kontrol edilen bu bölgelere erişim mümkün değil. Ciddi bir denetim yapmak isteyen yabancı şirketler üzerinde Çinli hükümet yetkililerinin büyük bir baskısı var.”

Çin’in öfkelenmesinden korkuluyor

Yeni Zelanda’daki Waikoto Üniversitesi’nde pazarlama alanında öğretim görevlisi olan perakende ve tüketici davranışları uzmanı Roy Larke, markaların “temel insan haklarını korumak için etik ve ahlaki bir yükümlülüğü” olduğunu söylüyor.

Larke, Uniqlo gibi büyük bir şirketin “bu yükümlülüğünü yerine getirmemesinin olası ticari sonuçlarının” farkında olduğunu da sözlerine ekliyor.

Uniqlo, geçmişte başka açılardan da dikkatleri üzerine çekmişti: Rusya’nın Şubat 2022’de Ukrayna’ya saldırmasının ardından şirket, Rusya’dan çekilme konusunda yavaş davranmıştı. Kamuoyunda şiddetli eleştirilerle karşılaşınca nihayet ağustos ayında, Rusya’daki faaliyetlerini askıya aldı.

Markanın ahlaki duruşundan daha önemli olanın, müşterilerinin bu duruşu önemseyip önemsemediğini vurgulayan Larke, Uniqlo’nun önemli bir ikilemle karşı karşıya kaldığını da kaydediyor: “Küresel bir şirket olarak, kanıtlanmış insan hakları ihlallerini desteklemeyi göze alamaz. Ancak aynı şekilde Çin hükümetini kızdırmayı da göze alamaz. Bu nedenle Uniqlo, tıpkı diğer uluslararası markalar gibi, aksi kanıtlanana dek masum kabul edilme hakkına sahiptir.”

Uniqlo’nun halihazırda Japonya’da 720, Çin’de ise 925 mağazası bulunuyor. Aynı zamanda Çin pazarı, şirketin yıllık 33,3 milyar euroluk küresel satış hedefine önemli ölçüde katkı yapıyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir